ERMENEK GEZİSİ
Anadolu’da Tanin Gazetesi Yazarı Ahmet Şerif’in Gezi Yazısı
ERMENÂK, 20Nisan 1910
Ermenâk'a saat
on bir buçukta92 girebildik. Dağlarda, taşlarda geçtiğimiz yollar, bu şehrin
sokaklarından pek düzgündü ve burada, taştan, her taraftan akan sudan bol bir
şey yoktu. Şehrin görünüşü harâb ve kasvet verici idi. İlk gördüğüm
adamlarda bir uyuşukluk vardı. Ermenâk'ın genel görünüşünden aldığım ilk etki,
Haçin'deki etkilere benziyordu. Buraya bir yabancının gelmesi olağanüstü ve
ender
meydana gelen bir olay olacak ki, herkes, işini gücünü bırakıyor, bana bakıyor,
kim
olduğumu keşfe çalışıyordu.
Bir
kahvehanenin üstündeki odaya indik. Burası han idi. Karşıdaki oda, belediye
dairesi olarak kullanılıyordu. Henüz daha oturup nefes almamıştım ki, polis
efendi geldi. Soruya gerek bırakmadan kim olduğumu söyledim. Bu gittikten
sonra, Ziraat Bankası kâtibi, orman me'mûru ve daha bilmem ne kâtibi, teşrif
ettiler. Bunlar hiç haber vermeyerek, kapıyı açıyorlar ve yüze gülen bir
tavırla, içeri giriyorlardı. Sonra öğrendim ki, bu ziyaretlerin acele ile
yapılmasına sebeb varmış,
bizi, her me'mûr, kendi dairesinin müfettişi zannetmiş. Doğrusu, memurların
böyle müfettiş beklemeleri, her an için müfettiş gelebileceğine ihtimal
vermeleri
pek hoşuma gitti. Çünkü bu ıslahat yolunda, dikkate değer, bir olgunlaşma adımı
idi. Hükümet memurları, böyle müfettişleri bekleye bekleye, elbette bir gün
onlara kavuşurlar, anlaşırlar ve hesaplaşırlar. Bu günlerin o kadar uzak
olmamasını,
kendileriyle beraber, ben de, temenni ederim.
Evvelce İçil
Sancağı'nın merkezi iken, kaza hâline getirilen, birkaç sene evvel,
Konya Vilâyeti'ne katılan Ermenek, sivri kayalardan meydana gelen bir tepenin
eteğine yapılmış, eski bir şehirdir. Geçmiş hayatını hatırlatan, taşların
arasında,
bugün çıkılması pek zor olan bazı binalarla, kal'a harabeleri, şehrin üzerine
yuvarlanmaya hazır bir durumda olan enkazıyla, Ermenâk'ı tehdit etmektedir.
Geçmiş hayatı,
eski tarihî, ne kadar şaşaalı olursa olsun, bu kaza, bugün, sönmüş, uyuşmuş bir
hâldedir. İki bin-iki bin beş yüz ev birbirinin tepesine binmiş,
düzensizlikte, sağlık kurallarına uymamakta, birbiriyle yarışıyor.
Bu memlekette,
insan, adımlarını serbest atacak bir zemin, bir toprak bulamaz. Yukarı ve aşağı
çarşı adıyla, ikiye ayrılmış olan dükkânlar, birer oyuncaktır ve
bu taksim, halkı yalnız İslâm olan Ermenâk'daki ayrılığı, birleşememeyi gösteren
büyük bir delildir. Öyle adamlar vardır ki, sırf inat için, senelerden beri,
yukarı çarşıdan aşağı inmemiş veyahut aşağıdan yukarı çıkmamıştır. Şehrin
hayatla ilgili çalışmaları hiçtir, kımıldanmak cinsinden bir şeydir. Dükkânlar,
sabah saat üçte94 açılır ve akşamüzeri onda95 kapanır. Bu altı yedi saat içinde,
dükkânlarda, sohbetle vakit geçiren üç-beş kişiden başka kimse görülmez.
Sabahları, çapaları ellerinde, tarlalara yahut bağlara gitmekte olan kadınlar görülüyor, bu görev, zengin olsun, fakir olsun, kadınlarındır. Bunlar, her eve bir iki dönümden fazla gelmeyen tarlalarda ve bağlarda, aksama kadar vakit geçirdikten, daha doğrusu, eğlendikten sonra, geri dönerler. Saat on birden96 sonra, sokaklarda kimse bulunmaz, memleket, derin bir uykuya dalar. Geceleri, iki bin beş yüz evin çoğunda, hayata işaret edecek, bir ışık bile yoktur. Tesadüf ettiğiniz çehreler, çok defa, bezgin, Ümitsiz ve üzgündür. Onlarda, hayat neşesinden, bir eser görülmez.
Birkaç senedir, bereketsizliğin devam etmesi, belleri bütün bütün bükmüş, geçimi güçleştirmiştir. Bugün, karnını zorlukla doyuran, hatta ba'zân, aç kalan, ailelerin, epeyce çok olduğu söyleniyor. Hükümet, muhtaçlara, birbirine bağlı kefaletler ile, tohumluk dağıtmamış ve birkaç defa yapılan ricalara rağmen, bu görüşte ısrar etmiştir.
Bu seneki bolluk ve bereketin yolunda olacağı ve eski acılan unutturacağı Ümit ediliyor. Burada, kıtlık olursa, aşar gelirinin artması, aksı olursa, azalması kesin bir kuraldır. Çünkü zahire fiyatı ona göre değişiyor ve yollar olmadığından, ihracat mümkün olamıyor.
Yol... İşte kazanın en büyük ihtiyacı budur. Burada, ilerlemeye engel ve memleketin hiç olmazsa, diğer yerlerindeki kadar olsun, bir çalışma görülememesine sebep olan şey, bilinen sebeplerden çok, yolsuzluktur. Bütün yollar, kış mevsiminde zaten kapandığı ve etrafla ilişkiler kesildiği gibi, uygun günlerde de, ulaşım pek güçtür. Karaman yahut Mersin taraflarıyla yapılacak ulaşıma aracı olan kiracılar, eşya ve malın her okkasında, kırk paradan aşağı ücret almazlar. Bunun için, bu engeller karşısında, Ermenâk'da yetişen her cins toprak ürününün, nefis meyvelerin, dışarıya gönderilmesine imkân yoktur. Özellikle, pek bol meyveler, yerinde çürür.
Ermenâk'ın alışılmış hayatında bir değişiklik, geçiminde gelişme, kesinlikle Karaman yolunun yapımına bağlıdır. Kazanın, gerçekleşen, amele-i mükellefe bakayası, yüz bini geçer. Her sene, yollarda, birkaç kişinin soğuktan ölmesi, bura-arda, tabiî ve sıradan işlerdendir. Halk, bu durumdan, o kadar şikâyetçidir ki, hükümet tarafından ufak bir teşrik yapılsa ve yardım va'dedüse, büyük bir istek ve gayretle çalışacakları kesindir. Hâlbuki vilâyet, Konya - Meram bağları ve Ilgın - İstasyon yolları gibi, önem ve çabukluk bakımından üçüncü-dördüncü derecede bulunan şoseleri tamir ile uğraşmaktadır.
Ermenâk'da, kendisine, "efendi"97 unvanıyla hitap edilmeyen kimseler pek azdır. Bakkal, kasap, kiracı hepsi efendidir. Bunun sebebi de, halkın birçoğunun rüşdîyye mektebinden mezun olmaları ve okuyup yazma bilmeleridir ve bu şerefi de, otuz beş sene, iyi-kötü, rüşdîyye mektebinde aralıksız görev yaptıktan sonra, geçen sene, yerini, oğluna terketmiş olan, bir öğretmene borçludurlar.
Okulun, bugün, altmış kadar öğrencisi var. Bu miktar, evvelce, daha fazla iken, çocuklardan yirmi-otuzunun kitap sağlayamaması ve kırk-elli kuruş kitap parası verememesi, azalmaya sebep olmuştur. Rüşdîyye mektebine öğrenci çıkaracak, iptidaî mektepleri yoktur. Bunun için, düzenli iptidaîler yapılıncaya kadar, rüşdîyye, her sene, öğrencisinin azaldığını görecektir, zannederim. Eski zaman usulünü ta'kîb ederek, hiçbir fayda sağlayamayan, diğer üç-dört mahalle mektebi, okul denilecek bir durumda değildi. Kazanın kırk yedi köyünden birkaçında, yeniden okullar açılmalı yahut eskileri canlandırılmalı, bunlara tayin edilen öğretmenler, rüşdîyye mektebinde, bir süre, metot öğrenim ve uygulaması yaptıktan sonra, ellerine, yetiştiklerine dair, birer belge verilerek, gönderilmelidir.
Halk, genellikle, cahildir ve bu sebeple, pek kötü ahlâksızlıklar, alışkanlık sırasına geçmiştir. Burada iftiralar, yalan yere şahitlikler, her gün tekrar edilir. Biri diğerine kızınca, iftiralar, iki yalancı şahit hazırdır ve özellikle, bu gibi işlerle uğraşan, bazı kimseler bulunduğundan, onlara, başvurmak, beş-on kuruş vermek, amaca ulaşmaya yeterlidir. Bu iftiralar, özellikle, me'mûrların aleyhinde pek boldur ve mahkemeden, bu yolda, birçok davalar geçmiş, hâkimler, bile bile, hüküm vermek zorunda kalmışlardır.
Memleketimizde, zaten, bir yer sahibi olmayan kadınlar, burada, akrabalık hukukundan da mahrum edilmektedirler. Biraz zengince babalar, daha hayatlarında, servetlerini, erkek evlatlarına taksim ederek, kızlarına bir tane bile vermezler ve onlar, hemen, elleri boş olarak, evlenirler. Bütün zor işler, onlara yüklenmiştir. Tarlalarda çalışan, odun kesen, kadınlar vardır ki, kocaları, kahvehanelerde, oyun oynamakla vakit geçirmektedirler.
Hayat biçimi, pek yoksulcadır. Evlerde, düzenden eser yoktur. Mahalle aralarından geçerken, evlerden yayılan pis kokular, sizi, olağanüstü derecede, rahatsız eder. Daha evlerini düzenleyemeyen bu adamlar, memleketlerini düzenlemede elbette beceriksiz ve güçsüz olacaklardır. Eğer, su ile hava da yardım etmese, Ermenâk'da, tehlikeli ve bulaşıcı hastalıkların eksilmeyeceği şüphesizdir.
Dar ve taşlık bir yer ki, iki bin beş yüz ev birbirinin içinde, Evlerin içi pis, sokaklar pis, kullanılan sular hep açıktan akıyor, özetle, sağlık kurallarından hiç birine uyulmuyor. Sonra, bir doktoru yok. Arak, bunların işi, Allah'ın yardımına, kalmıştır. Halk, doktor olmamasından, pek memnundur. Hiç olmazsa, belediye, bu sayede, ayda, altı yüz kuruş tasarruf ediyor. Bize doktorun ne gereği var? Diyorlar. Gerçekten, belediye, burada, doktor yerine, birkaç üfürükçü çalıştırsa, daha uygun olur. Fakat bir saatçi Dikran Efendi vardır ki, hem doktor ve cerrahtır, hem dişçi ve eczacıdır, hem de belediye ve adliye doktorudur. Epeyce önemli ve nazik ameliyatları yapmaktan çekinmez. Yaralıları ve öldürülenleri de muayene eder, adliyeye rapor verir ve mahkemeler, bu ilmî belgeye dayanarak, hüküm verir. Bununla beraber, Ermenek, bu ilim sahibi kimseyi de kaybetmek üzeredir ve belediye, evvelce, kendisine vaat edilen parayı, vermemek düşüncesindedir.
Hükümetin, bugünlerde, işi pek azdır. Yalnız, maliye dairesinin, tam bir çalışma içinde olduğu, görülüyor. Memurlar da, sabahları, biraz geç gelerek, akşamları, meselâ, saat dokuzda98 çıkmakta, pek zarar görmüyorlar ve bundan sonra, aşiretlerin yaylaya çıkmak zamanı olduğundan, kaza içinde, yirmi otuz bin kişi toplanacağından, o vakit ki çalışmaya, şimdiden alıştırma yapıyorlar. Hükümet dairesi, komşu kazalara göre, çok düzenlidir. Yalnız, pek harap ve perişan bir durumda bulunan ve misafirleri eksik olmayan hapishane için, ödenek verilmiş olduğundan, yenisi yapılmak üzeredir.
Adliyesi teşkilât görmeyen bu kazanın da mahkemeleri, diğer kazalardan, farklı değildir. Burada da, meydana gelen suçların çoğu, kız ve kadın kaçırmaktır. Henüz, teşkilâtı yapılmamış bir mahkeme demek, en mükemmel bir tariftir. Bunun için, ayrıntılara girmiyorum ve Ermenek için de, son söz olarak, aynî sözleri tekrarla, yol yok, maarif yok, adalet yok... Teşebbüs fikri ise tabiî hiç yok, diyerek, bu sayfayı da kapıyorum.
(Bu Yazı TTK'nun Anadolu'da Tanin kitabının birinci cildinden alınmıştır.)