KARAMAN GEZİSİ
Anadolu’da Tanin Gazetesi Yazarı Ahmet Şerif’in Gezi Yazısı
KARAMAN, 25 Nisan 1910
Nisanın 21.
perşembe günü, Ermenâk'dan, Karaman'a doğru, hareket ettik. Düşmeye hazır
duruşları ile, kasabayı tehdit eden, kayaları dolaşınca, her tarafın bembeyaz
olduğunu gördük. Ermenâk'da bir şey olmadığı ve henüz şehirden beş dakika
uzaklaşılmadığı hâlde, buralarda bir karış kadar yeni yağmış kar vardı. Zaten,
yol denilmeye lâyık olmayan iz, karların içinde büsbütün saklanmışa. Eğer, yolun
yönünü gösteren işareti taşlar ve kiracıların ustalığı olmasa, yolu kaybetmek
kesin gibidir. Bu yol, her sene, birkaç ay, karla kapandığından, kış mevsiminde
çok defa, Karaman'la ilişkiler kesilir. Yahut bin zorlukla, Mut yoluyla,
dört-beş günde gidilir. Her sene beş-on kişi soğuktan donar, karın içinde
mahvolur. Fakat ne önemi var, bunlar basit olaylar!
Kiracılar, geçtiğimiz yerlerde, meydana gelmiş, bu gibi olayları, hikâye
ediyorlar ve bizi korkutuyorlardı. Fakat kendileri, bu olaylardan, pek
etkilenmiş değillerdi. Diğer kazalar da yolsuzluktan şikâyetçi ise de, hiç
olmazsa, buralarda, bir hayvanın rahatça adım atabileceği kadar patikalar
vardır. Hâlbuki hayvan, burada adımını ölçü ile hesapla, atıyor. Hele, bazı
yerlerdeki çamur, işi bütün bütün zorlaştırıyor. Büyük memurlarımız,
paşalarımız, gelmeli de, biçare halkın, yaşamak için, çektikleri, bu gibi,
giderilmesi mümkün belâları, görmeliler. Gerçi, onların verecekleri cevap
bilinir, şüphesiz, bütçeden filândan bahsedecekler ve en sonra, ellerinde bir
şey olmadığını söyleyeceklerdir. Fakat, ben eminim ki, istenirse, bu engeller
var iken bile, Ermenâk'la Karaman arasında bir yol yapılabilir. Özellikle bu
taraf halkı, yapılacak yolda, günlerce çalışmaya, gereken şeyleri sağlamaya,
daima hazırdır. Bunun için, bu eğilimden faydalanmak pek mümkündür.
Bugün, yolumuz, taşlık, ufuk dairesine kadar manzara, hep taş idi. Bir-iki
aşiret kulübesinden başka, köye filân tesadüf edilmiyordu. Yalnız, sular pek
çoktu. Yol kenarında, taşların içinde, inler, kovuklar, görülüyordu ki,
yolcular, ilk insanlar gibi, bunların içinde yatarlar ve geceleri geçirirler.
İşte, saat dokuza, doğru, biz de, böyle bir yerde durduk. Kiracı, bu gece, bunun
içinde kalmaklığımızı teklif ettiyse de, cesaret edemedim. Daha doğrusu, tarihî
devirlere mensup insanlar gibi, bir gece geçirmeyi arzu etmiyor ve bunda bir
zevk bulmuyordum. Yürüdük ve yüksek bir dağın, iki saat devam eden, pek dik
inişini, âdeta, düşercesine indik, dere içinde bir köy bulduk, cömert ve şerefli
köylülerin sayesinde, rahatça bir gece geçirdik.
Her inişin bir çıkışı vardır derler. Biz de, köyden çıkıp, dereyi geçtikten
sonra, yüksek bir tepeye tırmanmaya başladık. Bu yükseliş, üç saat devam etti.
Tepenin başında, Karaman Jandarmalarından biri, bize katıldı. Karaman'da,
donanma yardımı için düzenlenen piyangonun, her biri, beşer kuruşluk olan,
biletlerini köylülere dağıtmak, kendi deyişiyle, satmak için, köylerde
dolaştığını ve zar zor, epeyce sattığını, almak istemeyen köylülere, ısrar
ederek, kabul ettirdiğini söyledi. Ben de, bu münasebetle söylemeliyim ki, bu
bölge köylerinde, donanma yardımı, bir vergi, hem de, verilmesi o kadar arzu
edilmediği hâlde, böyle, jandarmaların, memurların ısrarı üzerine toplanan, bir
vergi gibi anlaşılmaktadır.
Karaman'a beş-altı saat kalınca, Konya Ovası, sık sık köyler, ekili arazi,
görülmeye başladı. Etraftaki yüksek dağlar karla örtülüydü. Artık yürümek
istemeyen, arpa yüzünü pek nadir gören, aç hayvanı sürükleyerek, saat on birde,
Karaman'a girebildik. Karaman, karşıdan, bir harabe gibi görülüyordu. Gerçekten,
şehre girerken, görülen levhalar ve manzaralar, küçük ve kümes gibi evler,
yıkılmış duvarlar, dar, pis sokaklar, arkalarında bir entariden başka bir şey
olmayan, yalın ayak, çamurlara karışmış, küçük çocuklar, içinde her cinsten
hayvanlar gezen, sefil görünüşlü, mezarlıklar ve bunların arasında, her şeyle
ilgisiz yaşayan, birer hayal gibi gezen ve söylenen, kadın, erkek insanlar, ilk
duyguları doğruluyor, size, Karaman'ın ruhunu, gerçeğini açıklıyordu.
İndiğim hanın bir kısmı belediye dairesi idi. Vakit geç olduğu hâlde, burada,
olağanüstü bir çalışma görülüyor, memurlar ve belediye adamları, aşağı yukarı
koşuyorlar, bir şeyler getirip götürüyorlardı ve bu, her güne ait bir durum
değildi. Sebebini sormaya vakit bulamadım. Çünkü jandarmalarla çevrili, üç-dört
arabanın, belediye dairesinin önünde durması, işi çözmüştü. Karaman'a, vali paşa
hazretleri, teşrif buyurmuşlardı. Beraberlerinde, vilâyet naibi, sıhhiyye
müfettişi ve nâfıa başmühendisi, ziraat yahut numûne tarlası müdürü, idare
meclisi üyelerinden bir-iki kişi ve katip, demiryolu memûrlarından biri, yâni,
sekiz-on kişi vardı. Ben de kalabalığı görünce "Acaba hepsi iş görecek mi ve
harc-ı râh filân alacak mı?" diye düşünmeye başladım.
Karaman'da, vali, on beş günden beri, bekleniyor, hazırlıklar görülüyordu. Bu
gibi memurların yahut müfettişlerin, gidecekleri yerleri haber vermeleri, ne
kadar gariptir ve bu, geliyoruz, hazırlanınız, demekten başka bir sebep midir?
Valinin, Karaman'a kadar zahmet etmesine sebep olarak, eski halkı ile muhacirler
arasındaki arazi anlaşmazlıkları ve Suğla Meselesi gösterilmektedir. Bu kaza
içinde, evvelce yerleştirilen göçmenlere, gelişigüzel verilen arazinin, kısmen
sahibi olması, yerlilerle göçmenler arasında kavgaya sebep olmakta ve hükümeti,
meşrutiyetin ilânından beri, zor bir durumda bırakmaktadır. Bu durumdan,
memleketin eşrafı, ağaları faydalanmaktadır. Onlar, göçmenleri, eski halk
aleyhine, teşvik ederek, tecavüz ettikleri araziyi, ortaklık suretiyle, tarım
için, tohumluk veriyorlar, yani eski halkın mutasarrıf olduğu arazinin bir
kısmını, hükümet, göçmenlere taksim ettiği gibi, bir kısım da, eşrafın teşvik ve
himayesiyle, göçmenler tarafından tecavüze uğramaktadır. İki sene evveline
kadar, halk, seslerini çıkarmıyordu. Fakat şimdi, haklı olarak, şikâyet
ediyorlar ve haklarını istiyorlar. Göçmenler ise, bu araziyi, kendilerine
hükümetin dağıttığını söylüyorlar. Bu anlaşmazlıkların bazân karşılıklı
dövüşlere ve öldürmelere kadar vardığı, birkaç kişinin kurban gittiği de
gerçektir. Eski devrin ektiği bir nifak tohumu ki, şimdi filizleniyor. Bütün
hükümet dairelerini meşgul ediyor. Valinin bulduğu çareler, alacağı tedbirler
bilinemezse de, arazinin taksimi ve dağıtılması için komisyon kurulacağı ve
mühendis gönderileceği söyleniyor. Yalnız vali paşa; göçmenler, kendilerine ait
olmayan araziye tecavüz etmekte ve girmekte devam ederlerse, vurulmalarını,
sözlü olarak, emretmiş ve bu, birçok tenkitlere ve dargınlıklara yol açmıştır.
Verdiği emrin, yerine getirilmeyeceğini, tabiî, herkesten iyi, kendisi bilir.
Suğla Meselesi de, Karaman'ı epey uğraştırmaktadır. İçinde üç-dört köy bulunan
Suğla Bataklığı, boş araziden olup, bunun kurutulması, kanallar açılarak,
suların beş-altı saat bir yere akıtılması için, evvelce, İstanbul'da, bazı
paşazadeler tarafından teşebbüse geçilmiş ve Gabril Efendi'nin nazırlığı
zamanında, imtiyaz alınmak durumuna gelinmiş iken, işin içinde yabancıların
bulunduğunu anlayan ve kendileri için hayatî bir mesele olduğunu takdir eden
Karaman halkıyla köylüler, başvurmuşlar ve söylediklerine göre, imtiyazın
verilmesine engel olmuşlardır. Bunun üzerine, Karamanlılarla ilgili köylülerin
katılabileceği bir şirket kurulmasına teşebbüs edilmiş ve bin beş yüz lira kadar
bir para toplanmıştır. Halk ve köylüler, eğer, İstanbul'dan istenilen imtiyaz
verilirse, hayvan besleyemeyeceklerini, araziden faydalanmayacaklarını pekiyi
anlıyorlar ve her türlü fedakârlığa katlanarak, imtiyaz almaya çalışacaklarını
yahut çalışmaların, hükümet tarafından yapılıp, arazi tapuya bağlanarak,
kendilerine satılmasını söylüyorlar. Fakat kurutma çalışmalarının yapılması, en
aşağı, on beş-yirmi bin lira harcanmasına bağlı bulunduğundan, teşebbüsün
evveliyatına göre, bunun sağlanması, biraz güç gibi görünüyor ve işe kanunsuz
çıkarlar karışacağından korkuluyor. Bu iki sebeple, vali paşanın misafir olduğu
belediye dairesine, iki gün, birçok yerli ve göçmen halk geldi, gitti ise de,
sonuç anlaşılamadı Vali de, pazar günü, yanındakilerle, Ereğli'ye teşrif etti.
Hayvan hırsızlığı, bu kazayı da, pek rahatsız ediyor. Gerçi hırsızlık, alınan
tedbirler ve ciddi kovuşturmalar sayesinde, evvelkine göre, dikkate çarpacak bir
şekilde, azalmış ise de, yine, ara sıra, olmaktadır. Hırsızlar, çoğunlukla,
Kafkasya göçmenleridir ve bazı etkili kimseler tarafından korunmaktadırlar. Her
gün, zabıta dairesine, birkaç şikâyetçi gelir, bunların arasında, Adana
Vilâyeti halkı da bulunur. Bununla birlikte, hükümet, kovuşturmalarda sürat ve
ciddiyet gösterdikçe, bu fenalığın giderilmesi Ümit edilir.
Karaman maarifi, ölü bir durumdadır. Okullar, diğer yerlerdekinin aynîdir.
Maarif gelirinden binlerce kuruş, komisyon eski reisinin zimmetinde kalmış
bulunduğundan, yeni tayin edilen kaymakam tarafından azledilmiş, idare meclisi
tarafından, duruşması yapılmaktadır. Gariptir ki, sû-i istimalleri anlaşılmış
bulunan bu reis, vilayetçe korunmakla ve kaymakam, bu yüzden, tenkit
edilmektedir. Maarif müdürü, daha ileri giderek, onun yargılanmasını
gerektirecek bir durumu olmadığını, hakkında dava açılmasının yetkilere aykırı
bulunduğunu, tekrar başkanlığa seçilmesi gerektiğini, valilik makamı
aracılığıyla, kaymakama hatırlatıyor. Bu himaye, reis ve taraftarlarının,
vilâyete yaptıkları teşebbüs ve başvurmaların bir sonucu gibi kabul edilmelidir.
Maarif müdürünü, bu koruma işine sevk eden sebepler bilinemez, bununla beraber,
ne gibi sebepler ileri sürülse, kabul edilemez.
Hıristiyan vatandaşlarımız, düşünce alanında, daha ileridirler. Karaman'da, bir
Rum, bir Ermeni okulu vardır ve her ikisi de, İslâm okullarına göre, pek
düzenlidir, islamlarla Hıristiyanlar arasındaki bu fark, özel hayattan, aile
hayatından, başlıyor ve gittikçe, bütün açıklığıyla, dikkate çarpıyor. Bunun
için, diğer yerlerde olduğu gibi, burada da, Hıristiyan vatandaşlarımızın,
düşünce ve teşebbüs bakımından, İslamlardan ileri bulundukları, daha rahat ve
mutlu yaşadıkları, inkâr edilemez bir gerçektir. Diğer yerlerde de, tam bir
üzüntüyle gördüm ki, İslâmlar arasındaki birleşmeme, burada da vardır. Tuhaftır
ki, birbiriyle geçinemeyen İslâmlar, Hıristiyanlarla daha iyi anlaşıyorlar.
Karaman'da, iftira, yalan yere şahitlik ve yemin etmek, pek ilerlemiştir.
Ermenâk'da yazdığım, üzüntü verici durum, bütünüyle geçerlidir. Bu, şüphesiz,
bütün kötülüklerin anası olan, cehaletten, işsizlikten doğmaktadır.
Karaman hükümetini, memurlarını, iyi buldum. Yalnız Karaman gibi, çalışmak için
uygun bulunan bir yerden, kaymakamın şikâyet etmekte olmasını anlamadım. Pek
çok çalışıldığı hâlde, diğer yerlerde yapılamayacak olan bazı şeylerin, faydalı
teşebbüslerin, Karaman'da, ufak gayretlerle, meydana getirilebileceği kesindir.
Bizim hastalıklarımızdan birisi de, yapılacak şeylere teşebbüsten çok, her şeyde
kusurlar, şikâyet edecek noktalar bulmak ve daima şikâyet etmektedir.
Adliye teşkilâtı geçen sene yapılan Karaman Mahkemesi'nin payına, ciddî,
çalışkan memurlar isabet etmiş olduğundan, işlemlerin yapılış şekli, memnuniyet
vericidir. Mahkemenin işleri epey çoktur.
Adliye memurları, pek büyük olan kazada, sık sık meydana gelen suçüstü
olaylarından dolayı, ba'zân, on beş-yirmi saatlik köylere kadar gitmek gerektiği
hâlde, verilen yol ödeneğinin hiç derecesinde olduğunu söylüyorlar ve savcı
yardımcısı ile müstantik, daha dört-beş aylık me'mûriyyetlerinde, bu uğurda,
kendilerinden, sekiz dokuz yüz kuruş harcadıklarından, şikâyet ediyorlar.
İki ay Karaman mahkemesine, yüz kuruşluk bir havale verilmiştir ki, bunun
memurların bir defalık gidiş ve geliş yol harçlıklarına yetmeyeceği meydandadır.
Hiç olmazsa, bu gibi hususlarda memurlara para verilmeli ki, kendilerinden iş
beklenilsin.
Eşrafın halk üzerindeki nüfuz ve zorbalığı, evvelce, pek artmış iken, meşrutiyet
hükümeti memurlarının dikkatleri, fırsat düştükçe, bu nüfuzu azaltmak için
gayretleri sayesinde, dikkate değer bir derecede azalmıştır. Şimdi, hükümet
dairelerine, her kişi, bizzat başvurmaya, dilekçesini bizzat vermeye mecburdur.
Hâlbuki bunlara, çok defa, eşraf aracılık ediyordu. Zorbalık ve nüfuz
ticaretinin devamında, pek etkili olduğunu zannettiğim, memurlara kefalet
meselesi de, akla uygun ve beğenilecek bir şekle sokulsa, meşrutiyet sayesinde,
halk üzerindeki bu kuvvetli baskının, kendiliğinden kalkacağında, şüphe yoktur.
Bunu, iki senelik durum, bize pek güzel ispat ediyor.
Anadolu'nun diğer yerlerinde olduğu gibi, Karaman Kazası da, iki-üç senedir
devam eden kuraklık yüzünden, çektiği yokluğu, bu seneki bolluk ve bereketin
gidereceği zannediliyor. Ziraat yapılan yerlerin, şimdiki durumu, pek Ümit
vericidir.
İlerlemeye ve imara pek uygun iken, şimdiye kadar bir hayat eseri gösterememiş
olan Karaman'ın biraz uyanması, gaflet ve miskinlikten silkinmesi ve etrafa
bakması, eski zararların, ölmüş zamanların, telâfisi için, yeterlidir. Bu halk,
eğer kendilerini sevmiyorlarsa, hiç olmazsa çocuklarını sevmeli ve onlara
acıyarak, mümkün olduğu kadar okutmalıdırlar. Çünkü artık, hayat, kendisine
lâyık olmayanlar için bir yüktür.
(Bu Yazı,TTK tarafından yayınlanan Anadolu'da Tanin kitbının birinci cildinden
alınmıştır.)